Tarihlerle
aram iyi değil artık. Eskisi gibi, “şu ayın bilmem kaçıncı gününde” diye
başlayan yada biten cümleler kuramıyorum. Ama hala gözümün önünden flu bir
şerit halinde geçiyor anılarım. Yine de, bir çoğunu hatırlamıyorum.
Hayatımın bir bölümü bilinçaltımda yok. Düşünüyorum, yaşamamışım
gibi. Yada yaşamışım da, hayatımda bilmem kaç şiddetinde deprem yaratmamış
sanki o günlerim. Sanki, yaşadığım depremlerle, yıkılmamış gibi tüm kalelerim.
Bakıyorum, mutluluğumu tepesinden haykırdığım kalem yerle bir aslında. Ama
çatısından kendimi atıp hayatımı paramparça ettiğim kale, onca artçı sarsıntıda
bile zarar görmemiş. Karanlıktayım, önümü göremiyorum.
Söylesene, biz en son ne zaman
paylaştık mutluluğumuzu, acılarımıza en son ne zaman birlikte üzüldük?
Gökyüzünde yıldızlar varken,
karşı yakaya bakıp şehre içtiğimiz gün avuçlarına konan kelebeğe, ne zaman ömür
biçmiştin?
Hangi ayın kaçıncı günüydü;
rakı bardaklarımızı “şerefine” diye tokuşturup, bardakları önce masaya sonra
dudaklarımıza götürdüğümüz gün?
Dünyanın en güzel şehirlerinden
birinde, el ele yürümüştük. Kaç yıl, ay, gün önceydi, o rüya?
Birlikte son dinlediğimiz,
sözlerini gözlerine bakarak mırıldandığım şarkı, ne zaman dolmuştu
kulaklarımıza?
Biz ne zaman bu kadar değişebildik,
birlikte kurduğumuz hayallerimizi kirlettik?
Hatırlamıyorum, hatırlatmak
istemiyorsun belki de.
Neyse,
zaten bunlar değildi söyleyeceklerim..
Epelek’lerin ömrü kısa olurmuş,
bil istedim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder