18 Şubat 2015 Çarşamba

Kayıp.

"Yeniden tanışmak ister miydin benimle?" diye sordum. Bir anda çıkmıştı ağzımdan. Dudaklarımın kenarında bir gülümseme, dudaklarından çıkacak tek bir cümleyle, sana belli etmeyeceğim şekilde ya yüzüme yayılacaktı ya da yerini kızgınlığa belki kırgınlığa bırakacaktı.

Gözlerim ellerimde dolaşıyordu, neden sorduğumu bilmediğimi anlama diye, bakamıyordum sana. Gözlerimiz birleşse, bir şey de diyemezdim. Tek bir hece bile ses tellerime vurmasın diye kilitlemiştim dudaklarımı birbirine.

Sanki bir korku filminde katilin, en masum karakteri öldürdüğü, filmin en can alıcı noktasındaymışım gibi nefesimi tutmuş, vereceğin cevabı bekliyordum. Sen katili oynayacaktın, ben maktul olacaktım. Hissediyordum ama bilmiyordum.

Bir sessizlik oldu. Bana saatler kadar uzun gelen. Sonra bir sessizlik daha. Kulaklarıma dolan, senin sesin değil de yanı başında oturduğum camdan, dışarıda hayatın alabildiğine yaşandığını anlatan seslerdi sadece. Sustun. Sustum. Kısacık hayatımızda "biz" olmaya korktuğumuz için, biz hep "sus"tuk.

Meraklı gülümsemem, yaşattığın hayal kırıklığında can çekişirken, bir tebessüm oluşturdu dudak kenarımda, bir umut bekleyen, belli belirsiz, yarım yamalak.

Ben yıllar sonra, yeni bir hayatın peşinden koşmaya hazırlanırken, senin sessizliğinle ayaklarım yere çakılmıştı. Ne dizlerim bedenimi taşıyabildi ne de bedenim hayal kırıklıklarımı sığdırabildi yüreğime.

Korku filmi gibi gelmişti bana ama biz aslında dramdık, acının avuçlarında.

Sen başka kollardan benim koynuma dinlenmeye gelen genç bir adam, ben yaşadığı yıkıntılardan sonra senin sözlerine inanmak isteyen genç bir kadındım.

Sen, göğsümde inzivaya çekilmişken bir yandan da kurumuş duygularını yeşerttin, yeşil gözlerimde. Uykuya her yatışında boynumda, yeniden hayat buldun. Boynuma dolmuş saçlarımın her telinde bilmeden, birbirinden farklı acılarını, ayrı ayrı unuttun. Avuçlarından, bir hayal kırıklığı bıraktın avuçlarıma, parmak uçlarıma her dokunuşunda. Dudakların tenime her değdiğinde, bir başkasının teninde dolaşıyordu aslında aklın, nefesini tenimde tutamadım. Elimi uzattım, yüreğine dokunurum diye. Yüreğinin kapılarını, bana hiç açmamıştın.

Bunları bile bile, daha çok sarıldım sana ve sana her sarılışımda, göğsüme batan can kırıklıklarımı, belli etmemeye çalıştım aslında.

Hani demiştin ya, "Belki, hayal edebildiğinden daha çok aşık olurum sana." diye, o günden sonra, sana her baktığımda daha fazla parçalandı yarınlarım. Gerçekleşmeyeceğini ikimizin de bildiği bir hayalin ortasında, yıkıntılarımın üstüne, yığınla yenilerini bıraktın.

Bugün, daha iyi anladım. Sen, bana, bir adım bile yaklaşmamıştın.

Bense, senden gitmek için, çok mu geç kalmıştım?


"Bir insanı kaybedebilmen için, her şeyden önce o insanı kazanmış olman gerekir." demiştim, koruyucu meleğim olduğunu bana düşündürten o adama.

Şimdi soruyorum, hangimiz, kaybedeniz?

18Şubat2015
17:33