...
“Yaz, geçer.” diye fısıldadı adam. İki kelime, dudaklarından
zor dökülmüştü. Sanki aylardır kimseyle konuşmamış da, ses telleri o cümleyi
söylerken kopmuştu.
Gülümsemekle yetindi, kadın. Dudaklarının kenarında, belli
belirsiz bir tebessümle, adeta acısını anlatıyordu.
Kavurucu sıcakların ardından gelen sakin yaz yağmuruyla,
güneş etkisini az da olsa kaybetmişti son birkaç gündür. Ilık bir yaz akşamına
doğru yol alıyorlardı. Gün batımı, önlerinde uzanan gölün maviliğiyle buluşuyor
ve bu buluşma bir ayrılığı doğuruyordu.
Adam, kadının sükûnetinden güç almıştı. Oturduğu yerde
hafifçe kıpırdandı, gerginliğini atmaya çalışıyordu. Gözlerini, baktığı
kuğulardan ayırmadan, sanki kadına ikinci bir darbeyi vurmak ister gibi bozdu
aralarındaki sessizliği:
“Aklından geçenleri, hissettiklerini, hissedemediklerini, yarım
kalmışlıklarını dök kâğıtlara eskisi gibi. Yaz geçmeden, soğuk kış günleri
gelmeden, kendinle savaşmaya başlamadan yaz içindekileri.
Yazmak, senin en iyi yaptığın şey. Kelimelerle dans et, hıncını
onlardan çıkar.
Yaz ki, daha çabuk geçsin.”
...
09.08.14
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder