9 Ağustos 2014 Cumartesi

Yaz, geçer.

...

“Yaz, geçer.” diye fısıldadı adam. İki kelime, dudaklarından zor dökülmüştü. Sanki aylardır kimseyle konuşmamış da, ses telleri o cümleyi söylerken kopmuştu.

Gülümsemekle yetindi, kadın. Dudaklarının kenarında, belli belirsiz bir tebessümle, adeta acısını anlatıyordu.

Kavurucu sıcakların ardından gelen sakin yaz yağmuruyla, güneş etkisini az da olsa kaybetmişti son birkaç gündür. Ilık bir yaz akşamına doğru yol alıyorlardı. Gün batımı, önlerinde uzanan gölün maviliğiyle buluşuyor ve bu buluşma bir ayrılığı doğuruyordu.

Adam, kadının sükûnetinden güç almıştı. Oturduğu yerde hafifçe kıpırdandı, gerginliğini atmaya çalışıyordu. Gözlerini, baktığı kuğulardan ayırmadan, sanki kadına ikinci bir darbeyi vurmak ister gibi bozdu aralarındaki sessizliği:

“Aklından geçenleri, hissettiklerini, hissedemediklerini, yarım kalmışlıklarını dök kâğıtlara eskisi gibi. Yaz geçmeden, soğuk kış günleri gelmeden, kendinle savaşmaya başlamadan yaz içindekileri.

Yazmak, senin en iyi yaptığın şey. Kelimelerle dans et, hıncını onlardan çıkar.

Yaz ki, daha çabuk geçsin.”

...

09.08.14

6 Haziran 2014 Cuma