Merhaba, adsız kahraman.
Merhaba, can kırıkları, hayal
acıları.
Merhaba, anılarım.
Sana bu
yazıyı, uzunca bir yolculuğa çıkmadan önce yazıyorum. İster şehirden şehire bir
yolculuk olarak düşün bunu, istersen farklı bir ülkeye, kıtaya ya da bir
şarkının ezgilerinde yaptığım bir yolculuk de adına. Belki başka bir tende,
başka bir bedende bir yolculuk bu; senin olmayan gözlerde başlattığım, senin
olmayan dudaklarda sonlandırdığım.
“Neden yazıyorsun?” diye soracaksın. Eminim. İnan,
bilmiyorum. Ya da biliyorum ama bilmiyormuş gibi davranıyorum diyelim. Böylesi daha
iyi ikimiz için de. Ahkâm kesmek değil amacım. Sadece hafızanı yoklamak
istiyorum, belki bazı şeyleri anımsatmak, yüzünde ufak da olsa bir tebessüm
oluşturmak.
Şimdi, bunları düşünerek devam et
okumaya. Ya da burada bırak, acımasın canım daha fazla.
Her sabah, uyandığında aklına
hala hayatta olduğunu düşünmekten önce “biri” geldi mi? “Hayatım” dediğin,
canının ta içi olan ve onu üzgün gördüğünde dayanamayıp üzüldüğün, kahrolduğun
biri? “O”nun canını acıtanların hayatlarını, belki de ellerinden almak
istediğin. “O”, gözyaşı dökerken mendil bile uzatamadığın, başını omzuna
yaslasın diye sol yanında oturamadığın, yanaklarındaki yaşları silemediğin, ağlamaktan
kıpkırmızı olmuş gözlerine bakıp; “Bak, ben yanındayım. Ne oldu anlat?” diyemediğin
gibi ellerini avuçlarının arasına alıp içinin titremesini “o”na
hissettiremediğin. Canını, canına katamadığın, âşık olduğunu iliklerine kadar
hissettiremediğin biri, olmadı mı hiç?
“İyi geceler.” cümlesini, gökyüzüne bakarak
fısıldadın mı herhangi bir gecede? Aynaya baktığında, ıslak yüzüne bakıp, dudağının kenarında mutlu
bir tebessümle, “Günaydın.” demek zor geldi mi?
Söyle bakalım kahraman,
Milyonlarca şarkıdan, “o”nun
senin gözlerinin içine bakarak söylediği şarkı, radyoyu açtığın anda çalmaya
başladı mı hiç? Şarkının her kelimesiyle, hem huzuru ve mutluluğu, hem de
ayrılığı ve acıyı aynı anda bedeninde hissettin mi? Okuduğun bir hikâyede, dinlediğin
bir masalda, hatta izlediğin bir çizgi filmde belki, “o”nu aradın mı?
“Belki bugün, o gündür.” Umuduyla,
adım attığın her kaldırımda, sokakta, caddede onunla karşılaşmayı düşünmedin
mi? Peki ya, “o”nun bir başkasının
kollarına gittiğini bile bile, bir başkasını düşlediğini bildiğin halde, “o”
giderken; içinde biriktirdiğin geçmişi, şimdiyi, hiçbir zaman yaşanmayacak olan
geleceği, “o”nun ardından, “o”nun adımladığı yollara, gözyaşlarını dökerek
anlattın mı? Seni; aylar, hatta yıllar önce
bıraktığı yerin tam karşısındaki camın önüne oturup, saatlerce, sana yaşattığı
mutluluğu, suretinde kırık bir tebessümle tekrar ve tekrar yaşadın mı?
Geçmişini yokla.
Zihnine kazınmış iyi kötü tüm anılarını çıkar saklandıkları yerden.
Eğer defterlerinin arasında “o”na
gönderemediğin sayfalarca mektup yoksa, yastığının altında biriktirdiğin
hayallerin “o”na adanmadıysa, yaşadığın şehirde bir yerlerde sırf “o” var diye
o şehri sevmediysen, arkadaşlarınla eğlenirken içtiğin her yudumda “o”nu anmadıysan,
hatta içki masasında meze olduğunu bildiğin halde her şeye rağmen “o”nu
savunmadıysan, kulaklarına dolan “o”nun sevdiği ezgilerle birlikte, yan yana
yürüdüğünüz yollarda, bir zamanlar nedenini bile bilmeden yitirdiğin düşlerini
tekrar bulmak ümidiyle defalarca yürümediysen, saçlarını “o”nun sevdiği gibi
yapmadıysan, “o”nun sevdiği parfümünün şişesini “o”na kendini hatırlatmamak için
eşyalarının arasında bir yerde saklamadıysan, buz gibi havalarda, “o”na ait
olan bir kazakla, hırkayla ısınmadıysan, her sabah “o”na dair içinde yeni bir
umutla uyanmadıysan ve her gece uykuya emanet ederken bedenini, “o”nun
kollarında hayal etmediysen kendini, bir başkasının dudaklarında “o”nun tadını
almadıysan, bir başkasının gözlerinde “o”na bakmadıysan, bir başkası kulağına
bir şarkı sözü fısıldarken aslında “o”nun sesinden dinlemediysen o sözleri,
yorulduğunu anladığın zaman köşene çekilmek yerine savaşmadıysan “o”nun için,
etrafındakilerin söylediklerini düşünüp onlara inat koşmadıysan “o”na, aynı
zamanda ayakların geriye doğru götürmediyse seni, “o”nun hayatında bir yerlerde
olmak istediğin halde sessizce mutluluğunu izlemediysen, sana yaşattığı huzuru
bir başkasıyla kat ve kat fazlasıyla yaşadığını bildiğin halde, yine de “o”nun
mutluluğuyla mutlu olmadıysan, “o”nun da bir gün seni anlayacağını
beklemediysen,
En önemlisi de, “o”nun sıradan bir
gününde, bir saniye için de olsa, aklına gelmediğini bildiğin halde, “o”nu
sevmediysen;
Ve bu yazıyı okurken gözünün
önüne “o”nun hayali gelmediyse;
Boş yere okumuşsun tüm bunları.
Hiçbir zaman, beni anlayamazsın,
kahraman.
İthaf: Geçmişime.
03.01.2013 – 04.01.2013
22:22