31 Ocak 2012 Salı

..



"Sadece eve gidip battaniyenin altına girip o günleri yad etmek istiyorum. O kadar özlemişim ki onu, o hallerini. Biliyorum imkansız o zamanları geriye getirmek, beni yeniden sevmesini istemek, ama uyandığım zaman bana bakan gözlerini özledim, gülüşünü özledim, üstüme kalın birşeyler giymem için uğraşmasını özledim, beni benden daha çok düşünmesini özledim, ağladığımda başımı göğsüne alıp saçlarımı okşamasını özledim, beni görünce gülümsediği zamanları özledim, geceleri bana su getirmesini özledim, saatlerce gözlerimin içine bakmasını özledim, ses tonunu özledim; onu ben çok özledim."

Alıntı. 

18 Ocak 2012 Çarşamba

Bir Rüya..



Yer; Atakule.

Hava soğuk ve yağmurlu. Damlalar bile azaltamıyor Ankara’nın o meşhur ayazını. Şehir, yine ışıl ışıl. Hareketli. Sahip olduğu insanları, bir o yana bir bu yana koşuşturuyor.

Hele ki o gökdelenden, o taş yığınının en üst katından bakıldığında, kent daha canlı gözüküyor.

Ve o bina, o gece, bir kadının çelimsiz bedenini ağırlıyor. Herkesin güçlü gördüğü, tüm kötülüklere rağmen, hiçbir zaman yıkılmamış, ağır darbeler almış o yüreği, o soğuk gecede misafir ediyor.

Bir de adam; çok sonradan gelen ve uzun zamandır beklenen. Ağır bir kasvet yükleniyor havaya, gerginlik had safhaya ulaşıyor. Ne kadın biliyor olacakları ne de adam. O gece, orada olacakları ikisi de tahmin etmiyor, edemiyor.

Uzun süren sessizliği adamın, Ankara’nın ayazından bile daha soğuk ses tonu bölüyor:

         Adam: Neden geldim ben buraya? Susmak için mi?

Kadın, sadece tebessüm edebiliyor. Karşısındaki manzaraya dalmış, anılarını canlandırıyor kendi gözünde. Neden bu şehri bırakıp gidemediğini,  bu kenti ona sevdiren aynı zamanda nefret ettiren adamı. Mutluluklarını, acılarını, gözyaşlarını, kahkahalarını.

Boğazında düğümlenen hıçkırıklarını belli etmemeye çalışarak, titrek bir sesle konuşmaya başlıyor:

         Kadın: Bak, şehir parlıyor bu gece. Işıklar yağmur damlalarıyla dans ediyor adeta. Kar taneleri bir valsa tutuşmuş. Mutluluktan mı sence? Yoksa hüzünlü mü bu gece, bu kent de?

Sessizlik…

Kadın: Gidiyorsun, değil mi? Her şeyi ardında bırakıp, terk ediyorsun herkesi. Hiç mi canın acımayacak giderken? “Keşke..” demeyecek misin hiç? Ya da aklına gelmeyecek mi yaşadıkların, bu kentten uzaktayken? Hata mı diyeceksin olanlara yoksa yaşanması gereken ve yaşanmış anılar mı?

 Son bir isteğim var senden; ardına dönüp bir kez bak ve düşün, beni ve bana yaşattıklarını, onu ve sana yaşattıklarını. Bu şehri, bu şehirde geçirdiğin yıllarını, hayatını. Umarım gittiğin yerde mutlu olursun. Kalıcı mutluluklar bulur, hayatındaki boşlukları doldurursun. Gece yastığa başını koyduğunda huzurlu olur, yeni bir güne gülümseyerek başlarsın. Yaşattığın mutluluklarla gurur duyarsın..

Ve yine sessizlik…

Kadın:  Susuyorsun yine? Bana da bakmıyorsun, tıpkı o günkü gibi. Sen gözlerime bakmıyorsun, biz bir ayrılığı daha paylaşıyoruz. Bir kez daha oyun oynuyor bu şehir benimle. Bir kez daha yarı yolda bırakıyor beni ve bir kez daha bir parçamı alıp götürüyor, geri getirmemek üzere.

         Beni güzel hatırla.

         Yolun açık olsun genç adam.
        

Uyandım, bir rüyadan. Etkisinden kurtulamadığım bir hayalden. Aylar süren mutluluğumun, hatta günler süren huzur uykularımın ardından, bir düşün sonuna geldim.

Kızıl düşlerden, kahverengi gerçeklere; merhaba…



Bu şehri sevdiren, aynı zamanda bu şehirden nefret ettiren düşe;
Sonsuz teşekkürler…

         Dipnot:
29 Aralık2011 gecesi gördüğüm rüyaya ithafen..

11Ocak2012
00:30