28 Haziran 2012 Perşembe

Siyah Filmli Camın Ardından Görünenler..



Hayatınızdan aylar önce geçip giden biri; geldiği zaman gözünüzün önüne ya da geçmişe dair anılarınız canlandığı zaman zihninizde; düştüğünde acılarınızın tam ortasına ya da geçmişte kalan mutluluklarınızın kollarına, aklınızda bir şarkı dönmeye başlar. Notasız, ezgisiz; sadece sözleri olan bir şarkı. Onun sesinden dinlediğiniz, gözlerinizin içine bakarak söylediği ve sadece o mırıldandığında size güzel gelen bir şarkıdır bu.

Onu gördüğünüzde sarılmak istersiniz. Gözlerinizi kapatıp boynuna kollarınızı dolamak, boyunuz yetmiyorsa parmak uçlarınıza basmak. Sarıldığınızda hiç bırakmamak; sanki ona yeniden kavuştuğunuz için aynı zamanda hıçkıra hıçkıra ağlamak.

Bazen sadece bakmak istersiniz gözlerinin içine. Hiçbir şey söylemeden, tek bir kelime etmeden, gerekirse nefes bile almadan onu izlemek istersiniz. Dokunmayı, ellerini yeniden tutmayı, kokusunu tüm hücrelerinizde hissetme arzusunu geçtim, sadece ona bakmak. Belki de o farkında olmadan, uzaktan, belki siyah filmli bir camın ardından, belki ağaç dallarının arkasından görebildiğinizce, belki de alelade izlemek.

Onun yokluğunda aylarca bir başınıza, kulağınıza gelen çeşitli şarkılar eşliğinde, rutin adımlarla yürüdüğünüz, o sıradan gibi gözüken ama bir o kadar mutluluk ve acı barındıran kaldırımlarda, bu kez onun parmakları parmaklarınızın arasında, elinizi sıkı sıkıya tutmuş bir şekilde, defalarca yürümek istersiniz. Saatlerin su gibi akıp geçtiğinin farkında olmadan, yanınızda yalnızca o var diye, teninize değen ten onun diye, insanların neredeyse koşa koşa geçtiği o yollardan onunla geçmek; belki bir afacan çocukmuşçasına koşarak belki de evine, çocuklarına yetişmesi gereken bir anne edasıyla yürüyerek.

Bazen yalnızca kendiniz olmak, bazen o olmak, bazen onunla birlikte, onun varlığında, kokusunda, bakışlarında, mutluluğunda “biz” olmak istersiniz.

Bazen kavga etmek, nedensiz yere kırmak, kırılmak, hayalleriniz yerle bir olduğu için hıçkırıklara boğulmak; bazen mutluluktan ağlamak, her şeye rağmen içinde “o”nun adı geçen düşler kurmak, çalan her şarkıda onu anmak, gittiğiniz her mekânda kahkahalarla yeni anıları zihninize kazımak, bazen sadece sevmek, sevilmek, bazen de sadece onu hissetmek istersiniz.

O size bir adım gelse, siz ona sayamayacağınız kadar çok adımla gitmek hatta koşmak istersiniz. Ama ne o size gelir ne de siz ona gidebilirsiniz. Yaptığınız tek şey, göz pınarlarınızda her gün biriken gözyaşlarınızı saklamak, zaaflarınızı ortaya çıkarmamak için çaba sarf etmek olur.

Ne kadar “Seni seviyorum!” diye fısıldamak isterseniz isteyin, sadece o giderken ardından dolan gözlerinizi saklamak kalır size. Çünkü ne ona olan sevginizi söylemek için bir fırsat geçer elinize ne de içinizden geçen onca şeyi yapmak için küçük bir şans.

O hayatını yaşarken size sadece, anıları yâd etmek kalır. O çekip giderken, ardından, düşlerinizi, onun hiçbir zaman duymayacağını bile bile, anlatmak kalır. Fısıldamak kalır size, geceleri yastığa başınızı koyduğunuzda “İyi geceler, sevgili!” diye.

Ay dönümlerinde hatta belki de yıl dönümlerinde frambuazlı pastayı tek başınıza yemek, boğazınıza düğümlenen her nefeste, sessizce hıçkırıklara boğulmak, bazen aniden çalmaya başlayan bazen bilerek dinlediğiniz ve onun sevdiği şarkıların her kelimesinde onu anmak, kelimeler yetmese de hissettiklerinizi yazıya dönüştürmek, rakı bardağına su yerine gözyaşlarınızı dökmek, geceler gündüze dönerken zihninizdeki milyonlarca soruya cevap bulamadığınız için güneşin doğuşunu izlemekle yetinmek,  her yeni güne onun haberi olmadan onun adıyla başlamak, tüm bir günü yeni umutlarla tüketmek, aynı şehirde nefes aldığınız için o kenti sevmek, o kentin kaldırımlarında saatlerce yürümek, bazen o kentten nefret etmek bazen de sırf o yaşıyor diye o şehre âşık olmak ve kendisi, isteyerek ve bilerek zorla da olsa hayal kurmamayı öğrettiği halde her birinde onun adının geçtiği hayaller kurmak kalır size.

Ve bir de, hiçbir zaman bilmeyeceği onca şeyden biri olan tek bir cümleyi, Ankara gecelerine belki rüzgar ona götürür diye fısıldamak kalır ondan geriye…

“Seni, Seviyorum.”

9 Haziran 2012 Cumartesi

Bazen Yetmez, Sözcükler..


Bir kadının; nasıl bu kadar çok incinebileceğini, canının nasıl bu denli yanabileceğini, fırtınalar kopsa da içinde, mutluluk rolünü nasıl oynayabileceğini anlatmak istedim, olmadı. Kelimelere sığmadı hiçbiri.


"..daha dün gibi hatırlarım, üç yüz altmış beş gün önce bugünü."
Hayatımda bu kadar değerli olacağını düşünmeden yaşadığım sıradan bir tarih için. 09.06.11'e..