Yer; Atakule.
Hava
soğuk ve yağmurlu. Damlalar bile azaltamıyor Ankara’nın o meşhur ayazını.
Şehir, yine ışıl ışıl. Hareketli. Sahip olduğu insanları, bir o yana bir bu
yana koşuşturuyor.
Hele
ki o gökdelenden, o taş yığınının en üst katından bakıldığında, kent daha canlı
gözüküyor.
Ve
o bina, o gece, bir kadının çelimsiz bedenini ağırlıyor. Herkesin güçlü
gördüğü, tüm kötülüklere rağmen, hiçbir zaman yıkılmamış, ağır darbeler almış o
yüreği, o soğuk gecede misafir ediyor.
Bir
de adam; çok sonradan gelen ve uzun zamandır beklenen. Ağır bir kasvet
yükleniyor havaya, gerginlik had safhaya ulaşıyor. Ne kadın biliyor olacakları
ne de adam. O gece, orada olacakları ikisi de tahmin etmiyor, edemiyor.
Uzun
süren sessizliği adamın, Ankara’nın ayazından bile daha soğuk ses tonu bölüyor:
Adam:
Neden geldim ben buraya? Susmak için mi?
Kadın,
sadece tebessüm edebiliyor. Karşısındaki manzaraya dalmış, anılarını
canlandırıyor kendi gözünde. Neden bu şehri bırakıp gidemediğini, bu kenti ona sevdiren aynı zamanda nefret
ettiren adamı. Mutluluklarını, acılarını, gözyaşlarını, kahkahalarını.
Boğazında
düğümlenen hıçkırıklarını belli etmemeye çalışarak, titrek bir sesle konuşmaya
başlıyor:
Kadın:
Bak, şehir parlıyor bu gece. Işıklar yağmur damlalarıyla dans ediyor adeta. Kar
taneleri bir valsa tutuşmuş. Mutluluktan mı sence? Yoksa hüzünlü mü bu gece, bu
kent de?
Sessizlik…
Kadın:
Gidiyorsun,
değil mi? Her şeyi ardında bırakıp, terk ediyorsun herkesi. Hiç mi canın
acımayacak giderken? “Keşke..” demeyecek misin hiç? Ya da aklına gelmeyecek mi
yaşadıkların, bu kentten uzaktayken? Hata mı diyeceksin olanlara yoksa yaşanması
gereken ve yaşanmış anılar mı?
Son
bir isteğim var senden; ardına dönüp bir kez bak ve düşün, beni ve bana
yaşattıklarını, onu ve sana yaşattıklarını. Bu şehri, bu şehirde geçirdiğin
yıllarını, hayatını. Umarım gittiğin yerde mutlu olursun. Kalıcı mutluluklar
bulur, hayatındaki boşlukları doldurursun. Gece yastığa başını koyduğunda
huzurlu olur, yeni bir güne gülümseyerek başlarsın. Yaşattığın mutluluklarla
gurur duyarsın..
Ve
yine sessizlik…
Kadın:
Susuyorsun yine? Bana da bakmıyorsun, tıpkı o
günkü gibi. Sen gözlerime bakmıyorsun, biz bir ayrılığı daha paylaşıyoruz. Bir
kez daha oyun oynuyor bu şehir benimle. Bir kez daha yarı yolda bırakıyor beni
ve bir kez daha bir parçamı alıp götürüyor, geri getirmemek üzere.
Beni
güzel hatırla.
Yolun
açık olsun genç adam.
Uyandım, bir rüyadan. Etkisinden
kurtulamadığım bir hayalden. Aylar süren mutluluğumun, hatta günler süren huzur
uykularımın ardından, bir düşün sonuna geldim.
Kızıl düşlerden, kahverengi gerçeklere;
merhaba…
Bu şehri sevdiren, aynı zamanda bu şehirden nefret
ettiren düşe;
Sonsuz teşekkürler…
Dipnot:
29 Aralık2011
gecesi gördüğüm rüyaya ithafen..
11Ocak2012
00:30