31 Ağustos 2011 Çarşamba

Benim Adım; Vazgeçiş..


-Bir şarkı vardır, sayfalarca birşeyler yazdırır. Tam o'na yollamak üzereyken başka bir şarkı başlar, silersin hepsini. Vazgeçiştir bu, bir nevi..-

İzliyorum seni. Yakından, aynı zamanda çok, çok uzaktan. Renkli bir camın ardından, arada kilometreler varken yapıyorum bunu. Neden bilmiyorum. Daha önce hiç fark etmediğim bir sebepten belki. Ya da önceden kimseye karşı hissetmediğim o histen dolayı takip ediyorum seni.

Söylemek isteyip de söyleyemediğim onca cümleyi yazıyorum sana önce, sonra siliyorum. Düşünüyorum defalarca; “Yok, burası böyle olmadı, beğenmedim, o da beğenmez.” ,  “Burada böyle dedim ama ya yanlış anlarsa beni..” , “Gülücük işareti de koysam mı ki?.”

Ters bir şey söylememek için direniyorum. Savaşıyorum sana derdimi anlatmamak için. Konuşmamak, bir şey dememek, üzerine titrememek için. Seni tanımaya çalıştığımı anlamaman için; sıradan bir günde, sen kafamın içinde tüm beynimi ele geçirmeden önce verdiğim tepkileri vermeye çalışıyorum her şeye. Olmuyor. Ben değişiyorum, seninle. Sen, tanık olmasan da bu değişime..

Deli gibi âşık olmak istiyorum sadece. Sevmek, gönlümce. Yirmili yaşlarımda yaşadığım en tutkulu aşk diyeyim sana istiyorum. Hatta hayatım boyunca yaşadığım en güzel günlerim seninle olsun.

Sen ol istiyorum hayatımda. Güneşin her doğuşunda seninle başlayayım yeni güne.  Tekrar yaşayayım seni defalarca..

Baktığım zaman gözlerinin içine, huzur bulayım istiyorum. Kendimi güvende hissettiğim tek yer kolların olsun. Sarıldığımda sana, dünyanın en mutlu insanı ben olayım ya da.

“Aşk” olsun senin adın benim hayatımda, benim adımı da sen koy, istediğin zaman istediğin bir anda..

Bunu istiyorum ben sadece..

Aslında biliyor musun, ya da boş ver bilme..

Neden yazıyorum ki ben bunları, okumayacağını, sana yazıldıklarını hiçbir zaman bilmeyeceğini bile bile..

12 Ağustos 2011 Cuma

Mevsimlerden Yalnızlık..


Bir dünyaya bedel bir ordu içinde, yapayalnız olduğunuzu hissettiniz mi hiç?

Ya da, saatlerdir gelmeyen bir otobüsü bekleyen insanların arasında, aslında o durakta bir tek sizin olduğunuz düşüncesi kemirdi mi zihninizi?

Yazın kavuran sıcaklarının ardından gelen hazan mevsiminin son günlerinde sararmış onca yaprağın arasında, yeşilliğini yavaş yavaş yitirenlerden biri gibi, çevrenizi sarmalayan onca arkadaşınıza, dostunuza, insanlara inat içinize işledi mi hiç, kimsesizlik hissi?

Peki ya, sağanak altında yürürken; suratınıza düşen tüm damlalar gibi, boğazınızda düğümlenen kelimeler anlatabildi mi içinizdekileri?

Hissettim, her gün havasını soluduğum o koca dünya içinde bir başıma olduğumu.
Dakikalarca beklediğim otobüs duraklarında, sağır bir insanın bir şeyler söyleyen dudaklara inat tek bir sözcük bile duyamayışını yaşadım her seferinde.
Sonbaharın son gününde, ağaçtan düşen yemyeşil bir yapraktım aslında; beni saran onlarca sarı yaprağa inat koparttım tüm bağlarımı köklerimden. Koparıldım belki ama sonbaharı en acı şekilde teslim ettim kışa.

Ve bir sağanakta, kim bilir belki bir yaz yağmurunda, adımlarken Ankara’yı, ne hıçkırıklarım anlatabildi zihnimdekileri ne de yağmurla birlikte süzülen gözyaşlarım.
                   Çünkü ben, en az sizin kadar yalnızdım.
                                                                           “En az..”