Soğuk kış gecelerinde üşüşürüz
biz sobanın başına.
Biz dediysem; ben, hayallerim
bir de sensizlik.
Kalabalık olmayız, çık gel,
Her gece kapıyı çalacaksın
ümidiyle, yolunu gözleriz..
Yüzyılların bilmem
kaçıncısında, gidişinden sonra kayıplara karıştım adam. Yer yerinden oynadı,
ayaklarımın altından zemin çekildi sanki. Dibe vurdum. Ben, dudaklarından
dökülen ‘Gidiyorum!’ mermisiyle, vuruldum. Biliyor musun, teknolojinin bu kadar
ilerlediği bir yılda bulamadılar “biz”den bir iz? Terk edişin öyle bir gidişmiş
ki, yanına bize dair her şeyi almışsın. Söylesene sevgili, hatıraları benden
koparmanın amacı geceleri yalnız uyumamak mıydı yoksa yaşadıklarından ve
yaşattıklarından oluşan pişmanlığı unutturmak mıydı?
Arkandan kan döktüm.
Kapıdan çıktığın an, düşlerimi öldürdüm. Her ayrılıktan sonra derler ya ‘Senden
sonra ben katil oldum, aşkı idam sehpasına götürdüm!’ diye, sen bana sırtını
döndüğünde, bize dair hayalleri katlettim ben. Elim kolum kana bulandı. Kör bir
bıçakla gırtlağını kestiğim ütopik dünyamı’zı, her sabah adımladığın caddenin
ortasına gözyaşlarımla bıraktım. Geçirdiğim cinnet büyüklüğünü, hayali
hayatımızı gördüğün zaman anlarsın.
Gözlerim başkasını
görmesin diye oydum ben onları. Artık yeşil değiller, ikisi de gidişinden sonra
kan kırmızısı. Bileklerimi de kestim, oluk oluk biz aktı damarlarımdan.
Bedenim, hayallerimizden zorda olsa arındı. Sen, sessizce girdiğin kapıdan
çıkarken, ardından çalan şarkı ölüm marşımdı…
Mutlu ol, aldın intikamını!
Hiç olmamışsın,
gülümsemeni siluetime hiç yansıtmamışsın gibi devam ediyorum hayatıma.
Dört duvar arasında:
üzerimde beyaz gömlek, kollarım bağlı, günde dört kez boğazımdan geçen
ilaçlarla. Arada bir uğruyorsun odama. Tanıyamıyorum, hayalinle hiç
tanışmamıştım, hayalin yabancı bana.
Yine de çat kapı
ziyaretime geldiğin bir gece, Azrail’i de al getir olur mu? Çok ihtiyacım var
ona, ayrılığımızdan, bırakıp gittiğinden bu yana..
30Ocak2011
01:59

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder