22 Şubat 2011 Salı

Yanılgı..



Kendime verdiğim sözleri tutamadım yine. “Yazmayacağım bir daha!” demiştim ama elim istemsizce dokundu kâğıda, kaleme. Bak sevgili, seni anlatıyorum tekrar ve tekrar, kendimce…

Umutsuz duyguların kan sızdıran damarlarına tutundum ben. Düşüyordum, hissizleşmemek için son bir adım attım. Senden habersiz düşlerimi sana bağladım. Uçurum kenarında sağlam gördüğüm ilk dala, hayatına dokundum. Avuçlarım yandı, bırakmamak için hayallerimi boşluğa, dayandım. Zor oldu, hala zor ama “hiç” olmamak için dayanmalıydım.

Kürtaja götürdüm hatıralarımı. Acılarım yıllandığı için alınmaları yasaktı. Büyüdü birer birer zihnimde, kâbuslarım. Karabasanlarım aslında başkalarının yaşadığı hayatlardı. Yaşamlar, ki hepsi aynı kimi zaman birbirinden çok farklı, uykusuzluğumun baş taçlarıydı. Evet sevgili, her nefes alıp verdiğim an canımı acıtan şeyler, bendeki yalanlardı. İşte bu yüzden, sana sığındım; çünkü senin adın: umuda koşan koca bir yanılgı!

Kâh babaydın sen; şefkatini eksik etmeyen, kâh sevgili; bakışlarıyla can veren. Eksiktim biraz ben, sense beni tamamlayan son parça, yarım kalmamı istemeyen. Bu yüzden adım attım sana giden yola, bu yüzden düşüp dizlerimi yaralamış olsam da yılmadan geldim yaşamına. Ve tekrar kök salmak için kahpe hayata, acıların inadına tutundum, bir süre sonra düşeceğimi bildiğim gözlerindeki yalana…

İşte yâr, kızıl saçlarımda sakladığım, kimsenin bilmediği ve kan kırmızı tırnaklarımla kazıdığım acılarımın yerine koyduğum sen.. Karşında işte; anılarım,yanılgılarım,düşlerim ve düş’üşlerimle ben..

Söyle şimdi;

          Her şeye rağmen, mutlu uyandığım güne umutsuzca “hoşça kal” derken, yine de gelir misin bana?
          Dudaklarından düşen birkaç kelimede mutlu olacak olan bu cana, hayat verir misin kollarınla?
          Herhangi bir gün sonunda, devamının bir daha asla gelmeyeceğini bildiğimiz anılarında, başrol oynatır mısın bu bedene sahip kadına?..



21Şubat2011
10:54



19 Şubat 2011 Cumartesi

Bir Oyun Oynayalım Mı?




Adam ve Kadın'dan Aşk'a:
Bir oyun oynayalım.  Sen saklan biz seni arayalım her bakışta, her kelimeden sonra. Ama bulamayalım. Öyle bir yere gizlen ki adından bir iz bile olmasın sağda solda. Adın saklamb’aşkolsun.



Kadın:
Öyle bakma bana. Koşamıyorum işte sana doğru. Gelemiyorum. Ayaklarım sanki kilitlendi, kötürüm oldum, sadece sana. Ne olur, bana öyle bakma..

Adam:
Gözlerin sağda solda aramasın beni. Tam karşındayım. Yolun diğer tarafında. Bir adım at. Sonra bir kez daha. Bana doğru, sadece bana..

Kadın:
Olmuyor işte. Ne tek bir şey diyebiliyorum bize dair ne de umutla bekliyorum geleceği. Susuyorum ben sadece, tıpkı sana gelemediğim gibi..

Adam:
Öldürme kelimeleri. Sen susmasan konuşurum bende, tıpkı istediğin gibi. Kelimelerle oynayan sen yine etkinde bırak beni. Bakışlarını her yerde aradığım gibi aratma bana, cümlelerini..

Kadın:
Güven. Kendine ya da bana güven. Az da olsa hislerime hak ver. Biliyorum, bir araya gelmeyecek tenlerimiz. Ama mahrum bırakıyorsun beni senden. Ne olur bir kez bana gelsen..

Adam:
Korkuyorum, anlasana. Sana bağlanmaktan çekiniyorum. Taparcasına âşık olmaktan belki. Ya da bende yaşattığım senin, hayal olmasından korkuyorum..

Kadın:
Ah adam. Bir bilsen içimdekileri. Kendi kendime yaşadığım seni bir öğrensen anlayacaksın gerçekliğimi. Dönüp dolaşıp hep sana geldiğimi fark edeceksin. Aldığım darbelere, kanayan yaralarıma rağmen içten içe sana koştuğumu göreceksin..

Adam:
Yaraların.. Onlara ilaç olabilecek mi bir günü diğer gününü tutmayan hayatım?

Kadın:
Ben seni olduğun gibi benimsedim. Hiçbir zaman yadırgamadım. Seni sorgulamayı düşünmedim bile. Ne hakla yapardım ki. Kimdim ben? Kimim? Yaralarıma tuz basarım merak etme, sen yeter ki kendine güven..

Adam:
Hiçbir şey düşlediğin/m/iz gibi yaşanmayacak. Söylemiştim sana bunu. İnanmak istemedin ikimizinde bildiği gerçeklere. Kafamızda kurguladığımız oyuna odaklandık biz. Bak işte, uzaktayız..

Kadın:
Ağır gelir sana aşkım. Kaldıramaz duyguların hissiyatlarımı. Serzenişlerimi iyiye yorarsın. Bensizde iyisin, kendi dünyanda. Sen istedin, evet, biz birbirimize çok uzağız..

Adam:
Ben istedim hayatımda seni, sen gelmedin. Sen geldin, bense gidemedim.
Bir oyunu sonlandırdık biz. Seyircilerine “selam”ı verdik. Kutlamadık birbirimizi. Hatamız bu muydu?

Kadın:
Hata bizdik. Olmayan ve olmayacak hayaldik. Gerçek olamadık hiçbir zaman. Bir dramdık, tamamlanmış olsa da oyun, biz yarım kaldık..

Adam:
Hiçbir zaman tamamlanmamıştık. Biz hep eksiktik..

Kadın:
Sen istedin, ben sustum.
Yoktun. Yoktan var ettim herşeyi.
Mesafelere dayandım. Direndim. Umut besledim, gözümde yücelttim seni.
Gözümdeki toz pembe perde indi, yine sustum..

Adam:
Sen sustun, ben yok oldum.
Saklandığım yere geri döndüm, döndürdün.
Başka bir oyunla yeniden gel bana, olmaz mı?
Bir yanı sen ol, bense diğer yanı.
Saklamb’aşk koy adımızı..

Kadın:
...



Ve Perde.!




Dipnot: Bir rüyanın bitiş hikayesidir bu. 
              Teşekkür ediyorum yazılarımı okuyan herkese.. 
              Son kez...


7 Şubat 2011 Pazartesi

Kronik Halsizlikler.


Soğuk kış gecelerinde üşüşürüz biz sobanın başına.
Biz dediysem; ben, hayallerim bir de sensizlik.
Kalabalık olmayız, çık gel,
Her gece kapıyı çalacaksın ümidiyle, yolunu gözleriz..


Yüzyılların bilmem kaçıncısında, gidişinden sonra kayıplara karıştım adam. Yer yerinden oynadı, ayaklarımın altından zemin çekildi sanki. Dibe vurdum. Ben, dudaklarından dökülen ‘Gidiyorum!’ mermisiyle, vuruldum. Biliyor musun, teknolojinin bu kadar ilerlediği bir yılda bulamadılar “biz”den bir iz? Terk edişin öyle bir gidişmiş ki, yanına bize dair her şeyi almışsın. Söylesene sevgili, hatıraları benden koparmanın amacı geceleri yalnız uyumamak mıydı yoksa yaşadıklarından ve yaşattıklarından oluşan pişmanlığı unutturmak mıydı?

Arkandan kan döktüm. Kapıdan çıktığın an, düşlerimi öldürdüm. Her ayrılıktan sonra derler ya ‘Senden sonra ben katil oldum, aşkı idam sehpasına götürdüm!’ diye, sen bana sırtını döndüğünde, bize dair hayalleri katlettim ben. Elim kolum kana bulandı. Kör bir bıçakla gırtlağını kestiğim ütopik dünyamı’zı, her sabah adımladığın caddenin ortasına gözyaşlarımla bıraktım. Geçirdiğim cinnet büyüklüğünü, hayali hayatımızı gördüğün zaman anlarsın.

Gözlerim başkasını görmesin diye oydum ben onları. Artık yeşil değiller, ikisi de gidişinden sonra kan kırmızısı. Bileklerimi de kestim, oluk oluk biz aktı damarlarımdan. Bedenim, hayallerimizden zorda olsa arındı. Sen, sessizce girdiğin kapıdan çıkarken, ardından çalan şarkı ölüm marşımdı…
Mutlu ol, aldın intikamını!

Hiç olmamışsın, gülümsemeni siluetime hiç yansıtmamışsın gibi devam ediyorum hayatıma.
Dört duvar arasında: üzerimde beyaz gömlek, kollarım bağlı, günde dört kez boğazımdan geçen ilaçlarla. Arada bir uğruyorsun odama. Tanıyamıyorum, hayalinle hiç tanışmamıştım, hayalin yabancı bana.
Yine de çat kapı ziyaretime geldiğin bir gece, Azrail’i de al getir olur mu? Çok ihtiyacım var ona, ayrılığımızdan, bırakıp gittiğinden bu yana..


30Ocak2011
01:59