25 Aralık 2011 Pazar

İç Ses..



Anlatamaz bir kadın çoğu zaman hissettiklerini. Dökemez yüreğinde yaşattığı hayalleri. Acılarını itiraf edemez ulu orta ya da özlemlerini..

Karanlığa sığınır, aslında karanlıkla savaşır. Çünkü gece başını yastığa koyduğu zaman yüzleşir kendisiyle, hiçbir zaman yüzleşemediği korkularıyla karşı karşıya gelir..

Ve o kadın, eğreti tebessümlerinin ardına gizlenir hep.İçinde kasırgalar çıkar, fırtınalar kopar ama hep gülümser. Gözlerinin içine değilse bile suretine hep bir tebessüm yerleştirir..


Ya ben geç kalmıştım sana ya da sen erken gelmiştin bana,
Ya bu şehre fazlaydık biz ya da bu şehir küçüktü, acılarımıza..

23.12.11

24 Aralık 2011 Cumartesi

Farklı Yaşamlar.


Eskisi gibi olmayacak hiçbir şey. Ne olursa olsun, hayat önümüze hangi sürprizlerle çıkarsa çıksın, mutlu günler yaşanmayacak bir daha.

İnsanlar bizi izleyip, eğlenmeyecekler. Biz konuşurken, bizi dinleyemeyecekler. Birlikte yaşadığımız mutluluğa hiç kimse şahit olmayacak çünkü biz birlikte bir daha mutlu olamayacağız. Bir geri dönüş olmayacak, ikimizde geriye doğru bir adım atamayacağız.

Ay dönümleri, frambuazlı pastayla gizliden gizliye kutlanmayacak artık. Yıl dönümü diye bir şey olmayacak. Ayrılığın üstünden geçen aylar olacak, aylar birikip yılları doğuracak.

Ve zamanla, tüm güzel hatıralar tozlanacak.

Birlikte yaşadığımız günler unutulacak.

Karşılaşacağız belki, ya da aynı masada oturacağız. Konuşmadan. Konuşamadan. Çünkü hiçbir şey olmamış gibi davranamayacağız. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.

Ya ben hatırlayacağım ufak bir anımızı, tebessümle ya da sen anımsayacaksın bir şeyleri, önemsiz gelecek. Üzerinden çok zaman geçmiş olacak ve farklı hayatlarda, farklı insanlarla yaşayacağız. 


İthaftır; kimseye anlatmadığım düşlerime.
30Kasım2011
00:20

30 Kasım 2011 Çarşamba

Ayrılıklar Başkadır Kasım'da.


Her yerde senden bir parça var bu şehirde..
Dokunduğum her taşta, baktığım her karede, adım attığım her kaldırımda..
Sen varsın Ankara’da. Kahkahalarla gülerken aniden kulağıma gelen bir şarkıda, pencereden dışarı bakarken yoldan geçen bir genç adamda, yolun karşısındaki parmaklıkların yanında, bitmek bilmeyen gecelerin ortasında, bu kentin meşhur ayazında..
Bilmesen de, her şeyde sen varsın hala..
Hayatıma girişin, senden bahsederken ki sevincim, içimi titreten heyecanım, yaşattığın mutluluklarım, içten tebessümlerim..
Hiç duymadığın cümlelerim var. Hissettiklerim, sana hiç anlatmadığım “bendeki sen”.
Bir de aniden gidişin var anılarımın ortasında, en can alıcı noktasında..
                Nereye kaçsam, kendimi nereye saklasam, hatıralardan ne zaman uzaklaşmaya çalışsam, adın var aklımda.

“Kasım’da aşk başkadır.” derler ama ayrılıklar başkadır Kasım’da…

20 Kasım 2011 Pazar

Bir Adam ve Bir Kadın.



Bir kadın çok severken, bir adam çok sevmeli o kadını.

Gözleri gülerken kadının ve tebessümüne adamışken kendini adamın; mutluyken yanında, adam çekip gitmemeli ardına bile bakmadan. Silmemeli yaşananları. Ve umursamaz davranmamalı.

Bir kadının hayalleri, asla yerle bir edilip gidilmemeli.

Eğer giderse adam; anıları bırakıp bir kenara, hiçbir şeyi düşünmeden, aniden; bilmeli ki bir hayat yarım kalmıştır.

Ve bu bir nevi, ah almaktır.

Çünkü bir kadın, kollarında huzurlu olduğu adamı, değer verip hayatına aldığı o canı atamaz bir anda düşlerinden, aklından ve yaşamından. Uzunca bir müddet, aldığı her nefeste, ciğerlerine dolan her havada o adamın adı vardır ve yaşamak, o kadına, zorlaşmıştır.

İşte bu yüzden, kimse, o kadına “Unut!” dememeli. Çünkü kadın, korkularıyla yüzleşip geçmişi ağlayarak değil, tebessümle hatırlamalı. Bunun için günler, haftalar, aylar geçmeli ve o kadın bu süre içinde, kendisiyle baş başa kalmalı.

Geri dönerse adam günün birinde, kadın o adamı, affetmemeli.

Affetse de eskisi gibi sevmemeli. Aşkı iliklerinde hissetmemeli. Duygularına yenik düşmemeli.

Severse hiçbir şey olmamış gibi, ilk günkü gibi hissederse aşkı damarlarında, yenik düşerse eğer duygularına; hazırlamalı bir ayrılık sahnesine daha kendisini.

Ve gitmeli. O şehri, terk etmeli…


Not: Ahmet Oğuzhan Doğan'nın  Bir Adam ve Bir Kadın(1) Yazısına İthafen.
20Kasım2011
02:20

19 Kasım 2011 Cumartesi

Veda..




Hiç ummadığınız bir anda,
Hiç ummadığınız bir yerde,
Hiç ummadığınız bir şekilde,
Aklınızda bile yokken,
Unuttuğunuzu zannettiğiniz bir koku gelir burnunuza
Ya da bir şarkı başlar, çalmaya.
Canlanıverir anılarınız
Yeniden yaşanır her hatıra.
Buruk bir tebessümle yaptığınız bu karşılama;
Hiçbir zaman gerçekleştiremediğiniz
Ve gerçekleştiremeyeceğiniz bir vedadır aslında…

12.11.2011

28 Ekim 2011 Cuma

Kaybetmek..




Bir kaybetmek vardır, bir de kaybetmek. 

Ya istemeden ya da bilerek.
 Bazen birini; belki de yaşama tutunma nedeninizi, kimi zaman sıradan, sizin için önemli olmayan kişiyi, bazense çok uzun zaman önce varlığına alışmaya başladığınız, hayatınızda nereye, hangi kefeye koyacağınızı şaşırdığınız, bir o kadar önemli ‘o’ kişiyi kaybetmek. Bazen kendinizi; bir yerlerde, kâh bir yürekte kâh bir caddede, ayaklarınızın nereye gittiğini bilmeksizin yürürken, gecenin bir yerinde, saniyeler hatta saliseler içinde kaybetmek.

26.10.11
00:05

25 Ekim 2011 Salı

Sürpriz..



Hiç ummadığınız bir anda, hayattan tüm ümidinizi kestiğiniz bir zamanda, aklınızda yokken mutluluk, kendinizce yaşarken hayallerinizi; birden şans güler yüzünüze ve aslında tüm hayatınız boyunca ilk kez iliklerinize kadar hissedersiniz huzuru.. 




12 Eylül 2011 Pazartesi

Her Yıl, Bugün..




Her yıl, bugün, hep böyle olurum ben..

Önce gülerim, tüm hücrelerim de hissedilir mutluluğum. Çok gülerim ama, yaş gelir gözlerimden. Hem gülerim hem göz pınarlarımda yaş biriktiririm ben.

Kıpkırmızı olur yanaklarım. Kahkahalarım dolar evin her köşesine. Evin her köşesi, gizlice içine çekip, bu evde olmadığım günler için saklar sesimi, hıçkırıklarımla birlikte.

Oysa, her tebessümden sonra aniden hüzün çöker bedenime. Aslında gülerken biriktirdiğim hüznümü açığa vururum ben, istemesem de gözyaşlarım eşliğinde.

Hep hayal kurarım; bir odadan diğerine geçerken, koltukta uzanmış televizyon seyrederken, yemek yaparken bazen, kimi zaman da tek başıma oturup sessizliği dinlerken.. Düşlere dalarım ben, sonra da bir damla yaş düşer, kirpiklerimden.

Her yıl, bugün, hep böyle olurum ben..

Eksik kalır bir yanım hep. Eksiktir de zaten. Nedense her yıl bugün, daha çok hissederim tamamlanmadığımı. Puzzle’ın kayıp son parçasını, bir yerlerde aniden bulacakmışım da tamamlanacakmışım gibi gelir. Ve bu hissi hep bu gecenin sonunda yaşarım ben. Çünkü, her sene bu gece mutlu olacağımı hayal ederim, istemeden.

Bir de, bugün bir yaş daha büyürüm ben. Yeni günleri önüme koyan koca bir seneye “merhaba” derken, geride bıraktığım iyi-kötü günlerime “hoşça kal” derim içimden. Başımı yastığa koyduktan sonra, yeni yaşım için hayal kurmaya başlarım, farketmeden.

Ardından on üç eylülleri getirdiği için, on iki eylülleri sevmem.
İşte bu yüzden; her yıl, bugün, hep hüzünlü olurum ben..


12Eylül2011
22:25

11 Eylül 2011 Pazar

Mevsim: Hazan..





Annem hep der:
 "Eylül olmalıymış senin adın. Güneşi kadar insanın içini ısıtan tebessümün için, geceleri kadar insanı üşüten gözyaşların için.. Bahar koymalıymışım adını belki de, mayıs kadar dinç, aralık kadar yorgun olacağın için.."

Gözlerim kapalı, dudaklarımda buruk bir tebessümle, kızılımsı yapraklar arasından fısıldarım anneme:
"Sonbahar yapraklarının renginde saçlarım. Hazan olmalıymış aslında, benim adım."





In the middle of September
We still played out in the rain..

6 Eylül 2011 Salı

Her Aşk Bir Roman'dır..




Her şey, bir şarkının sözleriyle başladı ve başka bir şarkının sözleriyle sürecek.
Belki de hiç bilinmeyen bir şarkının son hecesiyle bitecek..


Âşık olmak zor azizim…

Hele ki âşık olunacak adamı bulmak daha da zor. Düşünsene; birine değer vereceksin, hayatının merkezine oturtacaksın bir gün onu, her şeyden önce o gelecek senin için ve dahası, daha da önemlisi âşık olacaksın sen o insana. Tüm benliğinle, saf belki de daha önce hiç kimseye hissetmediğin hislerle.

Heyecanlanacaksın önce.  Onu gördüğünde, uzaktan da olsa için kıpır kıpır olacak. Hislerin birbirine karışacak. Laf cambazı olan sen, birkaç kelimeyi bir araya getirip cümle bile kuramayacaksın. Hele o varsa bulunduğun yerde, ağzını bıçak açmayacak. Boğazındaki sözcükler, heyecandan dudaklarından dökülmeyecek, dökülemeyecek.

Gözlerine baktığında kendini göreceksin ilk olarak. Dalıp gideceksin belki de uzaklara. Onun gözlerinde kaybolmak, onunla var olmak, onun gözyaşlarıyla hayat bulmak. Kim bilir. Sevincini paylaşacaksın gözbebekleriyle, hüznünü, yıpranmışğını ya da içindeki huzursuzluğu aktaracaksın bakışlarınla. Kimi zaman heyecanla konuşurken bakacaksın, bazen de kelimeler dilinde hayat bulamazken, susarken çarpışacak bakışlarınız. Yine de her seferinde, her göz göze gelişinizde kaybolacaksın sen o sonsuz derinliklerde..

Âşık olacaksın sen, ya sevecek ama sevilmeyeceksin ya da hem sevecek hem de sevileceksin. Yüreğinin kaldırabileceğinden fazla sevgi yükleyeceksin kendine ve o ağırlığa rağmen aşkın en güzelini yaşayıp yaşatacaksın, kendince..

Birden hayatına giren o adama adayacaksın tüm benliğini. Ayakların yerden kesilmişken, başında kavak yelleri eserken bulacaksın kendini. Sonbahar bir başka güzel olacak. Eylül ayında sararmaya başlayan yapraklar sana yemyeşil gözükecek. Kış mevsiminin yavaş yavaş yaklaşğını anlatan yağmurlar, nisan yağmuru tadında olacak ve sen bıkmadan usanmadan o yağmurlarda yürüyeceksin. Bazen yanında sevdiğin adam, bazen sadece hayallerinde âşık olduğun adam.

Yine de âşık olacaksın sen. Başkalaşacak, hiç olmadığın biri gibi olacaksın. Tavırların değişecek, gülüşün daha içten, bakışların daha derin ama daha da ışıl ışıl olacak. Neşe saçacaksın etrafa. İçindeki bitmek tükenmek bilmeyen enerjiyle yaşamını sürdüreceksin. Hayat, daha güzel ve âşık olunan adamla, sevgiliyle daha da yaşanılası olacak. Belki de hiç sevemediğin bir şehir, hayatının şehri olacak ve bu aşkla daha da güzel bir hal alacak. Çünkü nefes almak, aşkla anlam kazanacak.

Sonra bir gün..

Bir gün ne mi olacak? Gözlerini yeni bir güne açtığında yanında kimse olmayacak. Ellerin boş, gözlerin anlamsızca etrafını süzecek. İlkbahar, en çetin yaşanan bir kış mevsimi kadar soğuk, nisan yağmurlarıysa kar fırtınası kadar dondurucu olacak.

En çokta, yalnızlık koyacak insana. Birlikte gidilen yerler, el ele yürünen sokaklar, izlenen filmler, eğlenilen konserler, yaşanan hatıralar canını acıtacak. Her şeyi artık tek başına yapacaksın. Sarmaş dolaş bir çift gördüğünde imrensen de, aşk senden uzaklaştıkça sen ondan kaçacaksın. Şarkılar, o adamı anlattığında sadece ezginin açtığı yaralarla içini daha da kanatacaksın. Ve yaralarına pansuman yapacak kimse olmayacak. Yalnız kalacaksın.

Özleyeceksin onu, özlerken öleceksin de. Nefessiz kalacaksın. Tükeneceksin gün geçtikçe. Bir yerden sonra toparlamak istesen de içinde biriktirdiğin nefret hayatına yeni birinin girmesine engel olacak. Yeniden âşık olamayacaksın. Hissedemeyeceksin o duyguyu bir kez daha, uzunca bir süre.

Yıllar geçecek, güneş bir doğacak bir batacak. Mevsimler birbiri ardına yaşanacak. Yeni bir sayfa, yeni bir yaşam başlatılacak. Yeniden doğuş konulacak
adı ya da sil baştan.

Sonra bir gün, bir adamın kollarında, midende kelebekler uçuşurken uyanacaksın.
Yeni bir aşkın ağırlığını yükleyeceksin yüreğine ve bir gün o aşkta diğerleri gibi acıyla bitecek..

Sonra bir kez daha…

İşte azizim, bir kadın için, aşık olmak ve biten her aşktan sonra o aşkın kırıntılarıyla doymak.. hele ki bir erkek için bir aşkı bitirmek ve bir kadını, birçok şeyden sonra bırakıp gitmek hiç kolay değil…


İthaftır; âşık olunacak erkeğe..

28Ağustos2011
02:08


31 Ağustos 2011 Çarşamba

Benim Adım; Vazgeçiş..


-Bir şarkı vardır, sayfalarca birşeyler yazdırır. Tam o'na yollamak üzereyken başka bir şarkı başlar, silersin hepsini. Vazgeçiştir bu, bir nevi..-

İzliyorum seni. Yakından, aynı zamanda çok, çok uzaktan. Renkli bir camın ardından, arada kilometreler varken yapıyorum bunu. Neden bilmiyorum. Daha önce hiç fark etmediğim bir sebepten belki. Ya da önceden kimseye karşı hissetmediğim o histen dolayı takip ediyorum seni.

Söylemek isteyip de söyleyemediğim onca cümleyi yazıyorum sana önce, sonra siliyorum. Düşünüyorum defalarca; “Yok, burası böyle olmadı, beğenmedim, o da beğenmez.” ,  “Burada böyle dedim ama ya yanlış anlarsa beni..” , “Gülücük işareti de koysam mı ki?.”

Ters bir şey söylememek için direniyorum. Savaşıyorum sana derdimi anlatmamak için. Konuşmamak, bir şey dememek, üzerine titrememek için. Seni tanımaya çalıştığımı anlamaman için; sıradan bir günde, sen kafamın içinde tüm beynimi ele geçirmeden önce verdiğim tepkileri vermeye çalışıyorum her şeye. Olmuyor. Ben değişiyorum, seninle. Sen, tanık olmasan da bu değişime..

Deli gibi âşık olmak istiyorum sadece. Sevmek, gönlümce. Yirmili yaşlarımda yaşadığım en tutkulu aşk diyeyim sana istiyorum. Hatta hayatım boyunca yaşadığım en güzel günlerim seninle olsun.

Sen ol istiyorum hayatımda. Güneşin her doğuşunda seninle başlayayım yeni güne.  Tekrar yaşayayım seni defalarca..

Baktığım zaman gözlerinin içine, huzur bulayım istiyorum. Kendimi güvende hissettiğim tek yer kolların olsun. Sarıldığımda sana, dünyanın en mutlu insanı ben olayım ya da.

“Aşk” olsun senin adın benim hayatımda, benim adımı da sen koy, istediğin zaman istediğin bir anda..

Bunu istiyorum ben sadece..

Aslında biliyor musun, ya da boş ver bilme..

Neden yazıyorum ki ben bunları, okumayacağını, sana yazıldıklarını hiçbir zaman bilmeyeceğini bile bile..

12 Ağustos 2011 Cuma

Mevsimlerden Yalnızlık..


Bir dünyaya bedel bir ordu içinde, yapayalnız olduğunuzu hissettiniz mi hiç?

Ya da, saatlerdir gelmeyen bir otobüsü bekleyen insanların arasında, aslında o durakta bir tek sizin olduğunuz düşüncesi kemirdi mi zihninizi?

Yazın kavuran sıcaklarının ardından gelen hazan mevsiminin son günlerinde sararmış onca yaprağın arasında, yeşilliğini yavaş yavaş yitirenlerden biri gibi, çevrenizi sarmalayan onca arkadaşınıza, dostunuza, insanlara inat içinize işledi mi hiç, kimsesizlik hissi?

Peki ya, sağanak altında yürürken; suratınıza düşen tüm damlalar gibi, boğazınızda düğümlenen kelimeler anlatabildi mi içinizdekileri?

Hissettim, her gün havasını soluduğum o koca dünya içinde bir başıma olduğumu.
Dakikalarca beklediğim otobüs duraklarında, sağır bir insanın bir şeyler söyleyen dudaklara inat tek bir sözcük bile duyamayışını yaşadım her seferinde.
Sonbaharın son gününde, ağaçtan düşen yemyeşil bir yapraktım aslında; beni saran onlarca sarı yaprağa inat koparttım tüm bağlarımı köklerimden. Koparıldım belki ama sonbaharı en acı şekilde teslim ettim kışa.

Ve bir sağanakta, kim bilir belki bir yaz yağmurunda, adımlarken Ankara’yı, ne hıçkırıklarım anlatabildi zihnimdekileri ne de yağmurla birlikte süzülen gözyaşlarım.
                   Çünkü ben, en az sizin kadar yalnızdım.
                                                                           “En az..”



26 Haziran 2011 Pazar

Aşk-ı Siyah.



Siyah ne çok yakışır sana…

“Direnmek ne demek?” diye sormuştum. Şaşırmış, beklemediğin bu soru karşısında susup kalmıştın. “Neye direniyorsun sen?” dedin, titrek, korku dolu bir sesle. Susup konuşmama sırası bendeydi. Gözlerim dolmuş, yaşlar kirpiklerimden aşağı süzülmesin diye kaçırıyordum bakışlarımı senden. Israrla gözlerin gözlerimle buluşmaya çalışırken cılız bir sesle cevapladım sorunu: “Sana, yenilmemek için hayata belki de; hayat senin adın; direniyorum işte. Ne demek bilmesem de…”

Sarıldın, sıkıca. Küçük bir kıza, güçlü görünen ama içi yıkık dökük bir kadına. Yanaklarını tuzlu gözyaşlarının okşadığı, dudağının kenarında buruk bir tebessüm yerleştirilmiş bir çocuğa, sevgiyle sarıldın.

. . .

Hatırlıyor musun, “Neden korkuyorsun, hissettiklerini, düşündüklerini söylemekten?” demiştin sıradan bir günde. Gözlerim sonlu bir boşluğa dalmış bir müddet düşünmüştüm. Bakışlarımız çarpıştığında, suratındaki tatlı gülümsemene inatmışçasına “Kaybetmekten, her şeyi; kazanamadıklarımı bile yitirmekten…” demiştim donuk bir yüz ifadesiyle. Sustun. Sustum. Biz hep sustuk..
Haklı çıkardın beni aylar sonra. Hiçbir zaman kazanamadığım seni, kaybetmeyi de becerememiştim. Gelmediğin gibi, hiçbir zaman gitmemiştin..

. . .

Şimdi bir tokat gibi çarpıyor suratıma sarılışın. Hiçbir zaman sormadığın soruların, mutluluğunu anlatamayan cümlelerin ve vuruyor yüzüme gözlerinin gözlerime hiçbir zaman değmediği. Hayalmiş hepsi. Tatlı bir rüya, yaşamayı isteyip de yaşayamadığım düş’müş. Kirpiklerimden düşen yaşlarmış bana bıraktığın anıların.
Seni yaşamaya başladığım ilk gün ki gibi, siyaha bürün son kez gözlerim değdiğinde gözlerine. Siyah ne çok yakışır sana, sancılı bir ayrılıkla birlikte.


Soğuk, buz gibi bir havada bu şehir geri getirecek seni bana. Benden aldığı gibi, apansız, ani bir rüzgârla. 
Geri verecek düşlerimi Ankara. Benden kopardığı gibi, avuçlarıma bırakacak hayallerimi, acılarımla. 






22 Şubat 2011 Salı

Yanılgı..



Kendime verdiğim sözleri tutamadım yine. “Yazmayacağım bir daha!” demiştim ama elim istemsizce dokundu kâğıda, kaleme. Bak sevgili, seni anlatıyorum tekrar ve tekrar, kendimce…

Umutsuz duyguların kan sızdıran damarlarına tutundum ben. Düşüyordum, hissizleşmemek için son bir adım attım. Senden habersiz düşlerimi sana bağladım. Uçurum kenarında sağlam gördüğüm ilk dala, hayatına dokundum. Avuçlarım yandı, bırakmamak için hayallerimi boşluğa, dayandım. Zor oldu, hala zor ama “hiç” olmamak için dayanmalıydım.

Kürtaja götürdüm hatıralarımı. Acılarım yıllandığı için alınmaları yasaktı. Büyüdü birer birer zihnimde, kâbuslarım. Karabasanlarım aslında başkalarının yaşadığı hayatlardı. Yaşamlar, ki hepsi aynı kimi zaman birbirinden çok farklı, uykusuzluğumun baş taçlarıydı. Evet sevgili, her nefes alıp verdiğim an canımı acıtan şeyler, bendeki yalanlardı. İşte bu yüzden, sana sığındım; çünkü senin adın: umuda koşan koca bir yanılgı!

Kâh babaydın sen; şefkatini eksik etmeyen, kâh sevgili; bakışlarıyla can veren. Eksiktim biraz ben, sense beni tamamlayan son parça, yarım kalmamı istemeyen. Bu yüzden adım attım sana giden yola, bu yüzden düşüp dizlerimi yaralamış olsam da yılmadan geldim yaşamına. Ve tekrar kök salmak için kahpe hayata, acıların inadına tutundum, bir süre sonra düşeceğimi bildiğim gözlerindeki yalana…

İşte yâr, kızıl saçlarımda sakladığım, kimsenin bilmediği ve kan kırmızı tırnaklarımla kazıdığım acılarımın yerine koyduğum sen.. Karşında işte; anılarım,yanılgılarım,düşlerim ve düş’üşlerimle ben..

Söyle şimdi;

          Her şeye rağmen, mutlu uyandığım güne umutsuzca “hoşça kal” derken, yine de gelir misin bana?
          Dudaklarından düşen birkaç kelimede mutlu olacak olan bu cana, hayat verir misin kollarınla?
          Herhangi bir gün sonunda, devamının bir daha asla gelmeyeceğini bildiğimiz anılarında, başrol oynatır mısın bu bedene sahip kadına?..



21Şubat2011
10:54



19 Şubat 2011 Cumartesi

Bir Oyun Oynayalım Mı?




Adam ve Kadın'dan Aşk'a:
Bir oyun oynayalım.  Sen saklan biz seni arayalım her bakışta, her kelimeden sonra. Ama bulamayalım. Öyle bir yere gizlen ki adından bir iz bile olmasın sağda solda. Adın saklamb’aşkolsun.



Kadın:
Öyle bakma bana. Koşamıyorum işte sana doğru. Gelemiyorum. Ayaklarım sanki kilitlendi, kötürüm oldum, sadece sana. Ne olur, bana öyle bakma..

Adam:
Gözlerin sağda solda aramasın beni. Tam karşındayım. Yolun diğer tarafında. Bir adım at. Sonra bir kez daha. Bana doğru, sadece bana..

Kadın:
Olmuyor işte. Ne tek bir şey diyebiliyorum bize dair ne de umutla bekliyorum geleceği. Susuyorum ben sadece, tıpkı sana gelemediğim gibi..

Adam:
Öldürme kelimeleri. Sen susmasan konuşurum bende, tıpkı istediğin gibi. Kelimelerle oynayan sen yine etkinde bırak beni. Bakışlarını her yerde aradığım gibi aratma bana, cümlelerini..

Kadın:
Güven. Kendine ya da bana güven. Az da olsa hislerime hak ver. Biliyorum, bir araya gelmeyecek tenlerimiz. Ama mahrum bırakıyorsun beni senden. Ne olur bir kez bana gelsen..

Adam:
Korkuyorum, anlasana. Sana bağlanmaktan çekiniyorum. Taparcasına âşık olmaktan belki. Ya da bende yaşattığım senin, hayal olmasından korkuyorum..

Kadın:
Ah adam. Bir bilsen içimdekileri. Kendi kendime yaşadığım seni bir öğrensen anlayacaksın gerçekliğimi. Dönüp dolaşıp hep sana geldiğimi fark edeceksin. Aldığım darbelere, kanayan yaralarıma rağmen içten içe sana koştuğumu göreceksin..

Adam:
Yaraların.. Onlara ilaç olabilecek mi bir günü diğer gününü tutmayan hayatım?

Kadın:
Ben seni olduğun gibi benimsedim. Hiçbir zaman yadırgamadım. Seni sorgulamayı düşünmedim bile. Ne hakla yapardım ki. Kimdim ben? Kimim? Yaralarıma tuz basarım merak etme, sen yeter ki kendine güven..

Adam:
Hiçbir şey düşlediğin/m/iz gibi yaşanmayacak. Söylemiştim sana bunu. İnanmak istemedin ikimizinde bildiği gerçeklere. Kafamızda kurguladığımız oyuna odaklandık biz. Bak işte, uzaktayız..

Kadın:
Ağır gelir sana aşkım. Kaldıramaz duyguların hissiyatlarımı. Serzenişlerimi iyiye yorarsın. Bensizde iyisin, kendi dünyanda. Sen istedin, evet, biz birbirimize çok uzağız..

Adam:
Ben istedim hayatımda seni, sen gelmedin. Sen geldin, bense gidemedim.
Bir oyunu sonlandırdık biz. Seyircilerine “selam”ı verdik. Kutlamadık birbirimizi. Hatamız bu muydu?

Kadın:
Hata bizdik. Olmayan ve olmayacak hayaldik. Gerçek olamadık hiçbir zaman. Bir dramdık, tamamlanmış olsa da oyun, biz yarım kaldık..

Adam:
Hiçbir zaman tamamlanmamıştık. Biz hep eksiktik..

Kadın:
Sen istedin, ben sustum.
Yoktun. Yoktan var ettim herşeyi.
Mesafelere dayandım. Direndim. Umut besledim, gözümde yücelttim seni.
Gözümdeki toz pembe perde indi, yine sustum..

Adam:
Sen sustun, ben yok oldum.
Saklandığım yere geri döndüm, döndürdün.
Başka bir oyunla yeniden gel bana, olmaz mı?
Bir yanı sen ol, bense diğer yanı.
Saklamb’aşk koy adımızı..

Kadın:
...



Ve Perde.!




Dipnot: Bir rüyanın bitiş hikayesidir bu. 
              Teşekkür ediyorum yazılarımı okuyan herkese.. 
              Son kez...