10 Aralık 2010 Cuma

Damla Damla Tükenişler..


Tecavüz ediyorum beyaz sayfalara, kelimelerimle. Irzına geçiyorum acının, çoğalsın, kökü kurumasın diye. Belki’lerle keşke’leri tıkıyorum bir kutuya; genleri birleşsin, yeni keşkelere belkiler dokunsun, belkiler keşkelerle yoğrulsun düşüncesiyle.
Hüznün kalbini paramparça ediyorum, mutluluk doya doya yaşasın. Gözyaşlarının ılıklığını ortadan kaldırıp sıfır dereceye düşürüyorum ısısını. Ağlamak tarihe karışıyor.
Dünya ne kendi etrafında dönebiliyor ne de güneşin etrafında dolaşabiliyor. Güneş, acılara hep dik geliyor. Sonbaharla kış yok artık. İlkbahar var hep, yazdan önce ve sonra. Üzüntü kusmuyor mevsimler gece-gündüz insanların suratına.
Hayallere psikolojik baskı yaptım. Şimdi hepsi uçurum kenarındalar. Korkmayın; yersiz umut vermeyecekler artık onlara ihtiyacımız olduğu anlarda. Kâbuslar da yok oluşlarda. Azrail’i yolladım kapılarına. Birkaç saniye sonra ölümü tadacaklar…

Aşk kaldı geriye değil mi? Her şeyin başlangıç noktasını öldüremedik bir tek. Bir tek onun kalp atışlarını durduramadık. Belkilerle keşkelerin arasına tıktık hep. Aşktan sonra ya ‘Belki döner.’ dedik ya da ‘Keşke böyle bitmeseydik.’ diye isyan ettik. Bir kez olsun aşkı engelleyemedik.
Biz yaşadıkça o yüceldi, biz nefes aldıkça aşk adileşti…
Şimdi sıra onda…
                  Aşk; idam sehpasında. Kanaya kanaya bitiyor, tükeniyor sonunda…

Uyanıyorum hıçkırıklar arasında. Boğazımda düğümlenmiş nefesi yutmaya çalıştığım anda, aynaya çarpıyor bakışlarım;
Aşklar dökülüyor gözlerimden,
                                                        Ölüyorum…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder