Tecavüz
ediyorum beyaz sayfalara, kelimelerimle. Irzına geçiyorum acının, çoğalsın,
kökü kurumasın diye. Belki’lerle keşke’leri tıkıyorum bir kutuya; genleri
birleşsin, yeni keşkelere belkiler dokunsun, belkiler keşkelerle yoğrulsun
düşüncesiyle.
Hüznün
kalbini paramparça ediyorum, mutluluk doya doya yaşasın. Gözyaşlarının
ılıklığını ortadan kaldırıp sıfır dereceye düşürüyorum ısısını. Ağlamak tarihe
karışıyor.
Dünya ne kendi
etrafında dönebiliyor ne de güneşin etrafında dolaşabiliyor. Güneş, acılara hep
dik geliyor. Sonbaharla kış yok artık. İlkbahar var hep, yazdan önce ve sonra.
Üzüntü kusmuyor mevsimler gece-gündüz insanların suratına.
Hayallere
psikolojik baskı yaptım. Şimdi hepsi uçurum kenarındalar. Korkmayın; yersiz
umut vermeyecekler artık onlara ihtiyacımız olduğu anlarda. Kâbuslar da yok
oluşlarda. Azrail’i yolladım kapılarına. Birkaç saniye sonra ölümü tadacaklar…
Aşk
kaldı geriye değil mi? Her şeyin başlangıç noktasını öldüremedik bir tek. Bir
tek onun kalp atışlarını durduramadık. Belkilerle keşkelerin arasına tıktık
hep. Aşktan sonra ya ‘Belki döner.’ dedik ya da ‘Keşke böyle bitmeseydik.’ diye
isyan ettik. Bir kez olsun aşkı engelleyemedik.
Biz
yaşadıkça o yüceldi, biz nefes aldıkça aşk adileşti…
Şimdi
sıra onda…
Aşk;
idam sehpasında. Kanaya kanaya bitiyor, tükeniyor sonunda…
Uyanıyorum
hıçkırıklar arasında. Boğazımda düğümlenmiş nefesi yutmaya çalıştığım anda,
aynaya çarpıyor bakışlarım;
Aşklar
dökülüyor gözlerimden,
Ölüyorum…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder